Cuma 19 Haziran 2026 - 19:40
Kur’an’da Mehdeviyet (Dördüncü Bölüm)

Havza / Allah-u Teâlâ, yeryüzünde hâkimiyet, dinin üstün gelmesi ve tam güvenliğin sağlanması hususunda mümin ve salih bir topluluğa vaatte bulunmuştur. Ancak bu topluluğun kimlerden oluştuğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Havza Haber Ajansı’nın aktardığına göre, “İdeal Topluma Doğru” başlıklı Mehdeviyet konuları serisi, İmam Mehdi’nin (Allah zuhûrunu yakınlaştırsın) öğretilerini ve maarifini yaymak amacıyla siz değerli okuyuculara sunulmaktadır.

Hz. Mehdi (a.f.) ve onun gerçekleştireceği küresel inkılapla ilgili bazı Kur’an ayetleri şöyledir:

Üçüncü Ayet

Allah, sizden iman edip salih ameller işleyenlere vaat etmiştir ki, kendilerinden öncekileri yeryüzünde hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzünde hâkim kılacak; onlar için razı olduğu dinlerini güçlendirecek ve korkularını güvene çevirecektir. Onlar bana ibadet eder ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Bundan sonra inkâr edenler ise işte onlar fasıkların ta kendileridir.”

(Nur Suresi, 55)

Allah-u Teâlâ, içinizden iman eden ve salih ameller işleyen kullarına vaat etmiştir ki İmam Mehdi’nin (a.f.) zuhuru döneminde onları yeryüzünde halife ve hâkim kılacak; geçmiş ümmetlerin salihlerini nasıl öncekilerin yerine getirdiyse onları da öylece yeryüzünün varisleri yapacaktır. Ayrıca onların beğenip seçtiği dini — ki bu hakiki İslam’dır — bütün dinlere üstün ve egemen kılacak, düşman korkusundan sonra onlara tam bir güvenlik bahşedecektir. Böylece yalnızca Allah’a kulluk edecek, hiçbir şirk ve riyaya düşmeyeceklerdir. Bundan sonra inkâr edenler ise gerçekten yoldan çıkmış fasıklardır.

Bu ayetten önceki ayetlerde Allah’a ve Resûlü’ne itaat ve teslimiyet konusu ele alınmaktadır. Bu ayette ise söz konusu itaatin sonucu açıklanmakta ve bunun, küresel ilahî hâkimiyet ve adalet hükümeti olduğu ifade edilmektedir.

Söz konusu ayet, Allah-u Teâlâ’nın salih ve mümin Müslümanlara üç büyük müjde verdiğini göstermektedir:

1. Yeryüzünde halifelik ve hâkimiyet,

2. Hak dinin dünya çapında yayılması,

3. Korku ve güvensizlik sebeplerinin ortadan kalkması.

Bunun sonucunda insanlar bu dönemde tam bir özgürlük içerisinde Allah’a kulluk edecek, O’nun emirlerine itaat edecek, O’na hiçbir ortak ve benzer yakıştırmayacak ve saf tevhidi yeryüzünün her tarafına yayacaklardır.

Notlar

1. Bu ayete göre Müslümanlardan önce de yeryüzünde halifelik makamına sahip olan kimseler bulunmuştur. Bunlar kimlerdir?

Bazı müfessirler bunun, Hz. Âdem (a.s.), Hz. Dâvûd (a.s.) ve Hz. Süleyman’a (a.s.) işaret ettiğini belirtmişlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Hz. Âdem (a.s.) hakkında şöyle buyurmaktadır:

Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara Suresi, 30)

Hz. Dâvûd (a.s.) hakkında ise şöyle buyurulmuştur:

Ey Dâvûd! Şüphesiz seni yeryüzünde halife kıldık.” (Sâd Suresi, 26)

Hz. Süleyman (a.s.) da Neml Suresi’nin 16. ayetinin gereği olarak Hz. Dâvûd’un (a.s.) hükümdarlığının varisi olmuş ve böylece yeryüzünde ilahî halifelik makamına ulaşmıştır.

Ancak bazı müfessirler — örneğin Allâme Muhammed Hüseyin Tabatabaî — bu yorumu uzak bir ihtimal olarak değerlendirmişlerdir. Çünkü onlara göre ayette geçen “kendilerinden öncekiler” ifadesi peygamberlerle uyumlu değildir. Nitekim Kur’an’da bu ifade peygamberler için kullanılmamıştır. Bu sebeple ayetin, iman edip salih ameller işleyen ve yeryüzünde hâkimiyet elde eden önceki ümmetlere işaret ettiği görüşündedirler.

Bir grup müfessir ise ayetin Benî İsrail‘e işaret ettiğini savunmuştur. Çünkü Hz. Musa’nın ortaya çıkışı ve Firavun’un gücünün kırılmasıyla birlikte onlar yeryüzünde yönetim ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. Nitekim Kur’an şöyle buyurur:

Hor görülüp ezilen o topluluğu, bereket verdiğimiz yeryüzünün doğularına ve batılarına mirasçı kıldık.” (Arâf Suresi, 137)

Yine onlar hakkında şöyle buyurulmaktadır:

Onları yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılmak istiyoruz.” (Kasas Suresi, 6)

2. Bu ilahî vaat kime aittir?

Bu ayette Allah-u Teâlâ, yeryüzünde hâkimiyet, dinin üstünlüğü ve tam güvenlik nimetini mümin ve salih bir topluluğa vaat etmektedir. Ancak bu topluluğun kimlerden oluştuğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılıkları vardır.

Bazıları bunun, Hz. Mehdi’nin (Allah zuhurunu yakınlaştırsın) kuracağı evrensel hükümete işaret ettiğini söylemiştir. O dönemde dünyanın doğusu ve batısı onun yönetimi altında birleşecek, hak din her yere nüfuz edecek, korku, güvensizlik ve savaş yeryüzünden silinecek, insanların Allah’a şirkten uzak bir şekilde kulluk etmeleri gerçekleşecektir. Bu görüş, özellikle Tefsîrü’l-Mîzân’da da zikredilmektedir.

Şüphesiz bu ayet hem ilk dönem Müslümanlarını hem de Hz. Mehdi’nin (a.f.) hükümetini kapsamaktadır. Şiî ve Sünnî Müslümanların genel kabulüne göre Hz. Mehdi (a.f.) yeryüzünü adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. Bu nedenle o, ayetin en mükemmel ve en açık örneğidir. Bununla birlikte ayetin anlamının yalnızca ona mahsus olduğunu söylemek gerekmez; ayetin kapsamı daha geniştir ve ilahî vaadin farklı dönemlerdeki gerçekleşmelerini de içine alabilir.

Bazılarının, “Ayette geçen ‘arz’ (yeryüzü) kelimesi mutlak olarak kullanılmıştır ve bütün dünyayı kapsar; bu da yalnızca Hz. Mehdi’nin (Allah zuhurunu yakınlaştırsın) hükümetine uygulanabilir.” şeklindeki görüşü, ayetteki “onlardan öncekileri halife kıldığı gibi” ifadesiyle tam olarak uyumlu görünmemektedir. Çünkü önceki ümmetlere verilen hilafet ve hâkimiyetin bütün yeryüzünü kapsadığı kesin değildir.

Ayrıca ayetin nüzul sebebi de göstermektedir ki, bu ilahî vaadin en azından bir örneği, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) döneminde — özellikle ömrünün son yıllarında — Müslümanlar için gerçekleşmiştir.

Bununla birlikte bütün peygamberlerin çabalarının, sürekli tebliğlerinin ve tevhid hâkimiyetinin, tam güvenliğin ve gerçek kulluğun en mükemmel meyvesi, Hz. Mehdi’nin (a.f.) zuhuru döneminde ortaya çıkacaktır. İşte o dönemde bu ilahî vaat en eksiksiz şekliyle gerçekleşecektir.

Daha önce de belirtildiği gibi, bu yorumlar ayetin yalnızca Hz. Mehdi’ye (a.f.) özgü olduğunu göstermez; aksine ayetin en kâmil örneğini açıklamaktadır.

Nitekim Ebû Basîr’in, İmam Cafer es-Sâdık’dan (a.s.) naklettiği rivayette İmam şöyle buyurmuştur:

Bu ayet Mehdi (a.s.) hakkında nazil olmuştur.” (Şeyh Tusi, Kitabu’l-Gaybe, s177)

Yani ayet, Kâim’in (a.f.) ve onun ashabının oluşturacağı ilahî toplumun en açık örneğine işaret etmektedir.

Allâme Muhammed Hüseyin Tabatabaî bu konuda şöyle yazar:

“Fazilet ve kutsiyet özelliklerine sahip olan bu temiz ve arınmış toplum bugüne kadar dünyada tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.a.) risaletle gönderildiği günden bugüne kadar dünya böyle bir topluma şahit olmamıştır. Eğer bu toplum bir gün gerçekleşecekse, bu ancak Hz. Mehdi’nin (a.f.) döneminde olacaktır. Çünkü Resûlullah’tan ve Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen mütevatir rivayetler, böyle bir toplumun kurulacağını haber vermektedir.”

Allâme daha sonra önemli bir soruyu gündeme getirir:

“Eğer bu görüş doğruysa, ayetin nüzul zamanında hitabın ‘iman eden ve salih amel işleyenler’e yöneltilmesinin anlamı nedir? Oysa Mehdi (a.f.) o dönemde henüz ortaya çıkmamıştı ve onun dönemi insanları da o zaman yaşamıyordu.”

Bu soruya cevap olarak Allâme, Kur’an’ın birçok yerde gelecekte gerçekleşecek olayları mevcut muhataplara hitaben anlattığını, çünkü sonraki nesillerin de aynı ümmetin devamı ve uzantısı kabul edildiğini belirtir. Dolayısıyla ayetin hitabı ilk Müslümanlara yönelmiş olsa da vaadin en mükemmel ve tam gerçekleşmesi Hz. Mehdi’nin (a.f.) kuracağı evrensel adalet toplumunda ortaya çıkacaktır.

Bu soruya şu şekilde cevap verilir:

Bu itiraz, soruyu soran kişinin bireysel hitap ile toplumsal hitabı birbirine karıştırmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü bir hitap insanlara iki şekilde yöneltilebilir:

1. Kişilerin bizzat kendileri ve şahsî özellikleri esas alınarak onlara hitap edilmesi.

2. Kişilerin şahısları değil, belirli niteliklere sahip bir topluluğun üyeleri olmaları dikkate alınarak hitap edilmesi.

Birinci durumda hitap yalnızca o kişilere mahsustur; vaat, tehdit veya diğer hükümler başkalarına geçmez. Ancak ikinci durumda şahısların kendileri değil, belirli özelliklere sahip olanlar esas alınır. Bu nedenle söz konusu hitap, daha sonraki dönemlerde aynı özellikleri taşıyan kimseleri de kapsar.

Allâme Muhammed Hüseyin Tabatabaî’ye göre bu ayetteki hitap ikinci türdendir. Kur’an’daki hitapların büyük çoğunluğu da böyledir. Müminlere veya kâfirlere yöneltilen birçok ayet, belirli şahıslara değil, o vasıfları taşıyan topluluklara yöneliktir. (el-Mizan, c15, s220)

Mecma’u’l-Beyân’da, “Allah sizden iman edip salih amel işleyenlere vaat etmiştir…” ayetinin tefsirinde, müfessirlerin “sizden iman edenler” ifadesinin kimleri kapsadığı konusunda ihtilaf ettikleri belirtilmiş; Ehl-i Beyt’ten nakledilen rivayetlerde ise bunun, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) soyundan gelecek olan Hz. Mehdi’ye (a.f.) işaret ettiği aktarılmıştır.

Ayrıca Eyyaşi’den rivayet edildiğine göre İmam Ali bin Hüseyin Zeynelâbidîn (a.s.) bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin olsun ki, bunlar bizim Ehl-i Beyt’in Şiileridir. Allah bu vaadini bizim soyumuzdan bir kişi vasıtasıyla gerçekleştirecektir. O, bu ümmetin Mehdi’sidir.” Daha sonra Resûlullah’ın (s.a.a.) şu sözünü nakletmiştir: “Dünyanın ömründen yalnızca bir gün kalmış olsa bile Allah o günü uzatır; sonunda benim soyumdan, adı benim adım olan bir kişi kıyam eder. O, yeryüzünü adalet ve hakkaniyetle doldurur; tıpkı daha önce zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi.” (Mecma’u’l-Beyân, c7, s52)

Benzer rivayetlerin Muhammed el-Bâkır ve Cafer es-Sâdık’dan da nakledildiği belirtilmektedir.

Devam edecektir…

Hudâmurad Selimiyân’ın “Mehdeviyet Dersnamesi” adlı eserinden bazı küçük değişikliklerle aktarılmıştır.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha